Sormayın artık bana,söyleyemem.Öyle ağırım ki kendime...
***
Yitik bir senfoninin şefiymişim gibi tam tüm tınılar,tüm notalar en yüksek seviyedeyken birden seslerin tizleşmesi,kulağını sağırlaştırması ve seni yok etmesi...Bütün bunların yol açtığı yalnızlık,hissizlik...İşte öyle ağırım ki kendime yitik,bitik bir orkestranın tüm enstrümanlarını sırtladım şimdi.Evet suçluyum,evet haksızım belki ama hiçbir şarkı bitti diye kızmadım hiçbir söz yazarına ya da besteciye..Evet haksızım..Belki de haddinden fazla haklı..Ama öyle ağırım ki kendime,sormayın daha fazla.Ağır olduğum için kendime,soramıyorum,cevaplayamıyorum,söyleyemiyorum,yaşayamıyoru.
Öyle ağırım ki kendime,yavaş yavaş ölüyorum..
29 Nisan 2013 Pazartesi
18 Nisan 2013 Perşembe
Biz sanıyorduk ki,
Bir yaradılış varsa aşkadır
Ne hata.
Sonsuzluğaymış meğer
Sonsuzluğun koyu yapışkanlığına
Herkes sussun
Boşluktaki dilsiz yıldızların körlüğü gibi
Dursun her şey yatağımda.
Ben neye ağlayacağımı bilirim
Hangi tenin beni öldürmeye yeteceğini.
Bu son
Artık uykusundayım herkesin
Yaradılışı değilse de
Yokoluşu gördüm.
Bejan Matur
Gece Gibi Olacağım
Bir yaradılış varsa aşkadır
Ne hata.
Sonsuzluğaymış meğer
Sonsuzluğun koyu yapışkanlığına
Herkes sussun
Boşluktaki dilsiz yıldızların körlüğü gibi
Dursun her şey yatağımda.
Ben neye ağlayacağımı bilirim
Hangi tenin beni öldürmeye yeteceğini.
Bu son
Artık uykusundayım herkesin
Yaradılışı değilse de
Yokoluşu gördüm.
Bejan Matur
Gece Gibi Olacağım
Bilme
Bugün seni gördüğümde nasıl hissettiğimi hiçbir zaman bilmeyeceksin.
Bilemeyeceksin...
***
Söyleyeceklerimi duyunca belki de yüzünü asacaksın yani beklemediğim bir tepkiyle karşılşacağım belki..Belki de çok mutlu olacaksın,kim bilir.
***
Bir ıhlamur aldım elime önce,sonra da çıktım kantinden yavaşça.Aslında onlardan hızlıca,içimdekileri gizleyerek,kimseyle göz göze gelmemeye çalışarak,kaçarak,sığınarak,koşarcasına...Günlerden bir gün yine bu günü hatırlayacak olursam bir zarf vereceğim sana,tam sol yanımın kaleminden yazılmış bir mektup..
En iyisi mi sen hiç bilme o zarfı,hiç öğrenme,sorma,ne yazılmış çizilmiş,boşver..
İçindekileri ben de bilmek istemiyorum,her ne kadar bilsem de.
Unutuyorum.
Yavaş yavaş unutuyorum o zarfı,mektubu,yazılanları,silinenleri...
Yavaş yavaş...
En iyisi mi ne sen sor ne ben söyleyeyim.
Sen bilme,ben de bilmeyeyim.
Bilemeyeceksin...
***
Söyleyeceklerimi duyunca belki de yüzünü asacaksın yani beklemediğim bir tepkiyle karşılşacağım belki..Belki de çok mutlu olacaksın,kim bilir.
***
Bir ıhlamur aldım elime önce,sonra da çıktım kantinden yavaşça.Aslında onlardan hızlıca,içimdekileri gizleyerek,kimseyle göz göze gelmemeye çalışarak,kaçarak,sığınarak,koşarcasına...Günlerden bir gün yine bu günü hatırlayacak olursam bir zarf vereceğim sana,tam sol yanımın kaleminden yazılmış bir mektup..
En iyisi mi sen hiç bilme o zarfı,hiç öğrenme,sorma,ne yazılmış çizilmiş,boşver..
İçindekileri ben de bilmek istemiyorum,her ne kadar bilsem de.Unutuyorum.
Yavaş yavaş unutuyorum o zarfı,mektubu,yazılanları,silinenleri...
Yavaş yavaş...
En iyisi mi ne sen sor ne ben söyleyeyim.
Sen bilme,ben de bilmeyeyim.
17 Nisan 2013 Çarşamba
Zamansızlık
Zamansızlığı özler miydi insanoğlu?Özlerdi,öyle ya benim
zamansızlığım sendin.Özledim belki de seni değil,yaşanmışlıkları…Yükselen
güneşin batışını izlemek gibiydi senin gidişinin ardından bakakalmak.Güneşe
gözlerini kısarak bakar ya herkes..bu yüzdendir gidişi.Belki de açsak
gözlerimizi,yüreğimizi sonuna kadar hani çocuklara ‘Ne kadar çok seviyorsun?’
diye sorunca kollarını acarak gösterir ya ne kada sevdiğini işte öyle bir çocuk
masumiyetiyle açsaydık yürekleri,güneş de gitmezdi bu kadar çabuk.Oysa ben açmıştım
sonuna dek kollarımı..Senin de gidişin bundan mıydı?Seni gönderen ben
miydim?Gözlerimi görseydin gidebilir miydin?İşte orda sen ben değil;cesaret
konuşurduBen gözlerine bakarak gitmene izin verecek kadar yürekliydim.Peki ya
sen bize verdiğin sözü tutamazken gözlerim mi alıkoydu seni bu
diyardan?Git.Batsın güneşim.Sen dogma bir daha.Olsun varsın gece olsun,bird aha
güne karışmayayım ve hiç aydınlık olmasın yüreğimde..Ben bilirim gözlermin
ayrınlığında yolumu bulmayı..Senin bakmaya cesaret edemediğin gözlerimle
çıkarım ben de bu yola.Sensiz,sonsuz bir yolun yolcusu olmak
zor,yorucu,karanlık ve dipsiz.Ama yol uzun..Ama yol sonsuz..Ama yol artık
yolsuz.Sen yoksun ya güneş doğmuyor artık ya şimdi hayat yolsuzluğun yolu..Ve
şimdi hayat yolcu olmanın vakti geldiğini söylüyor..Silinmez izler;ama insan
alışır..Acılarıyla yasamayı öğrendiği vakit o izlere sarılır.O izler ki güneşin
yoluma düşürdüğü gölgelerdir..Koskoca ömrü tüketmenin dibe vurduğu bir yerde
başlar veda.Ve yok oluş…Sana elvedaları bırakıyorum..Ve son şarkı çalıyor
otobüs garında..Son dakika,son saniye…Hoşçakal…Artık saat sen’I ben
göstermiyor.Çoktan geçti saat.ellerim otobüs camında.Son kez seni arıyor
gözlerim..Gözler yaşlı..Ama bulamıyorum seni..Gece güneşin olmayacağını,bird
aha bu kente uğramayacağını nereden bilebilirdim ki.Oysa sen bir gece doğmuştun
yüreğime..Şimdi gidiyorum..Otobüs kalkıyor..Gidiyorum bu şehirden ben de…Senin
gibi…Ardımda hiçbir şey bırakamdan gidiyorum…Ayrılığın son tınısı,vedanın son
el sallayışı bu kente…Bu son durak hiç unutulmayacak,o saat,o dakika,o şarkı
hiç silinmeyecek yüreğimden..Ama onunla da yaşamak öğrenilecek işte..Hayat
bu..Alışmak gerek…Alışmak da öğrenilecek zamanla…Alışmak zorundadır ya herkes
ben de alışacağım elbet…Yalnızken neler yapar insan onu da öğreneceğiz…Bu son
olacak…Güneş girmeyen eve doctor girermiş ya…Merak ediyorum..Acaba Gün’eşsiz
yüreğe de aşk uğrar mı bir daha?
Katil Olmak Illa Birine Ates Etmek Midir? Buyrun Cevabı.
Bazen insan çok şeyi bir arada yaşamak ister.Birçok şeyi bir
arada yapmak..Ama olmaz.İstediğiniz şeyler çok ufak şeylerdir,ufak
ayrıntılar.Ama ne kadar isteseniz de çoğu zaman gerçekleşmez.Belki de
oluyordur;ama farkına varamıyorsunuzdur.
Kişilerin istekleri kişilikleri,karakterleri gibi
farklıdır.Sonuçta kişilikler ve karakterler istekleri belirleyen
faktörlerdendir.
Mesela,çoğu kişiye çocukça gelen,pamuk şekeri
yemek.Yanınızda en değerliniz varken birden pamuk şekeri alıp yemektir sizi
mutlu eden.Ya da bir çiçekçinin önünden geçerken bir gülün elinize
tutuşturuluvermesidir sizi mutlu eden. Bunlar çok büyük şeyler değildir.Aslında
sevdiğinizin sizin elinizi tutması da büyük bir şey değildir.Ama sizi mutlu
eder…
Bir ‘Seni seviyorum’ cümlesine kim yürek vermemiştir ki?Kim
inanmamıştır ki tüm kalbiyle bu cümleye?Ya da kim en içten duygularıyla
dudağına düşürmemiştir ki bu kelimeleri?
Her insanın yaşamında belli dönemler vardır.Sevdiği,mutlu
olduğu,üzüldüğü,ağladığı,yalnız kaldığı…Ve bir çok an daha…Hayat denen yol tüm
bu anların toplamıdır.Dağlar,yollar aşılır;derin sularda yüzülür.Kimi zaman
boğulma derecesine gelinip kurtarılırsınız.
Tüm bu yaşananlara,yaşanmışlıklara alışır yüreğiniz.İlk
başta yerinden çıkacakmış gibi davranan kalp artık yavaşlamıştır.Ama her şeye
alışan yürek ne oluyorsa bir tek şeye alışamamıştır.
Ayrılığa…
Çoğu kişi ayrılığı yaşamıştır.Hemen hemen herkes..
Yaşanan duygu aynı;ama kişiler farklı olduğu için roller de
farklıdır haliyle..
Her ayrılık anında yaşanan şeyler de aynıdır;tıpkı yaşanan
duygu gibi.Adı ayrılıktır.Kazındığı yer yürek,deştiği yer yürek,ağlattığı yer
yürek,kanattığı yer yürektir.
Belki ayrılık insana beraberinde unutmayı da öğretir gibi
düşünceye sahip olanlar vardır?Ancak unutulmayı kimse istemez.Unutulmak
istenmeyen bir şeyse unutmak diye de bir şey olamaz bence.İnsanlar yaşadığı
hiçbir şeyi,öğrendiği hiçbir şeyi asla unutmaz;daha doğrusu unutamaz.’Unuttum
bile(!)’ demek;sadece kendini değil çevrendekileri de kandırmaktır.
İnsanın unuttuğu iki an vardır;daha doğrusu
hatırlayamadığı:Öldüğü ve doğduğu an.
Birinde var oluş diğerinde,yok oluş vardır.Birinde ayrılık
durumu vardır.
Birinde mutluluk,diğerinde hüzün vardır.
Sadece hayatta var oldukça unutmayı değil de unutmamayı
öğrenmelisin.Ayrılığı değil var olmayı öğrenmelisin.Var olmayı öğrenmemek
yaşarken ölmek değil midir?
Yani asla yaşarken kendinizi öldürmeyin.Ve bir başkasını
üzerek kimsenin de katili olmayın.Hele bir kalbin asla!
Yorumsuz
Bazen o kadar zordur ki insanın duygularına tercüman
olması,kendini anlatması..
İşte o anlardan biri daha…Çoğu zaman yaşadığım,anlam
veremediğim,bir müziğin melodisine kendimi kaptırıp sonraları kendimi çook
uzaklara dalmış bir vaziyette bulduğum anlardan biri…
Söylesem,anlatsam her şeyi bir çırpıda diyorum kimi
zaman.Ama ya öyle bir yeteneğe sahip olsaydık,ne olurdu?Hayat
yaşanabilir,dayanılabilir,çekilir olur muydu ki?Olmazdı,yani sanırım.
Bazen bir insan yalan söyler ve siz buna inanırsınız.Yine
söylese yine inanacaksınız.Niye?Peki ama neden?
Yorumsuz…
Varken Yok Olmak
Şimdi yağan yağmur silip süpürdü mü tüm
geçmişi?Tüm yalnızlıkları,tüm yaşanmışlıkları..Belki de tüm
yaşanacakları..İnsan kendi içinde yalnızlaşır zaman zaman.Yağmur da yalnızların
üzerine yağar(mış) sadece.Bana öyle dediler.İlk başta hiç hissetmiyordum
yağmuru.Sanki bir şey böyle gelip gelip bir şeyler alıp götürüyordu benden.Ama
fark edememiştim ne yaptığını ve sonucunda neler olacağını.Sonra aylar
geçti,yıllar geçti,belki de bir ömür geçti.Sonuçta yaşanılanlar süreyle
ölçülmezdi.
Yağmur yağarken birden güneş açtı.Kafamı
gökyüzüne doğru kaldırdım.Gökkuşağını bulamadım.Olduğum yerde döndüm,fakat
bulamadım onu.Bir damlaya değmesiyle güneşin renkli dünyalara doğru yol
alıyormuş kimileri.Ama ben galiba bunu başaramadım.Baksana yağmuru bile bu
kadar sonra fark ettiğime göre,güneşi kim bilir ne zaman fark edecektim.Ama şu
da var ki eğer yazabiliyorsam bunları güneşi görmüşüm demektir.Yağmurda tüm
benliğimi arındırıp,güneşle ısınmışımdır.
O halde bir şeyleri başabilmenin mutluluğunu
yaşamalıyım artık.Hani demiş ya Edip Cansever “Ve bazıları yokken bile
vardır,fazlasıyla.”.Doğru demiş bir yerde.Evet,bazıları yokken bile vardır.Ama
varken yok olanlara ne demeliyiz?
Yalnızlık Konuşması
-Yalnızlık neydi gerçekten?Elle
tutulur,gözle görülür,hissedilebilir miydi?Yoksa sadece bir duygu muydu öylece
insanın içinden gizlice ağlayarak geçen?
+Aslında yalnızlık var ya bir anlamı
yoktu bu kelimenin.Çünkü ne kadar anlatmak istese de anlatamazdı insan.Uzak
sanırdık hep ama bir gün penceremize gelip cama vuran kuş gibi camımızı
tıklattı.Ve salaklık bizdeydi demek ki camı açtık hem de sonuna,ardına,dibine
kadar.Sonra ne mi oldu?Sonrası sonsuzluk oldu.Sen oldu,ben oldu.Ama hiçbir zaman
biz olmadı yalnızlığın adı.Fakat bizsizlik de değildi bu.Yaşamın sonuna
varma,bir şeylere geç kalma hissi ya da sözünden vazgeçerek hayal kırıklığına
hem uğramak hem uğrattılmaktı belki de.Birçok tanım yapılmış şimdiye
değin;fakat hiçbiri tam olarak açıklayamamış onu.Aradım,buldum.Fakat kaçtım hep
yalnızlıktan.Sonra da ona sığındım.Geri çevirmedi hiçbir zaman,önceden
penceresi açılmış olan bu hayatı.Zaman üzerine zaman teğet geçerken zamanla
ladese giren tek şey belki de yalnızlıktı.Ya da hiçbir tepki vermeyen veremeyen
ve böyle yaşama devam eden oydu.Sabahlara dek uyku tutmayan,ölümlerden ölüm
beğenen oydu.Tüm yaşamını bir çırpıda bitiren,geceleri uyumak için koyun sayan
da oydu.Kuşkusuz seni hem en çok seven hem de senden en nefret eden oydu.En
beklemediğin anda gözünün önüne gelen,seni en karanlığa sürükleyip birden
aydınlığa çıkaran oydu.Saçmalayan,saçmalatan,kafanı yoran,seni en çok
özleyen,ama hiç görmek istemeyen;bir yandan görmek için yanıp tutuşan salak
saçma bir şeydi.Tüm bunları saymak onu anlatmıyor ne yazık ki.Gün gelir kaderin
döner,devran döner,Dünya zaten döner.İnsanlar yaptıkları şeylerden vazgeçip
sözünden döner.Ama o yolundan şaşmaz.Veda etsen de elvedayı yakıştıramaz
sana.Bu yüzden yalnızlık hep senin yanındadır,başının belasıdır ve seni
bırakmayacak tek hissizlik budur.
“İnsan doğar,büyür,ölür.”
Derler.Bu çoğu zaman doğrudur.Biri gelip size beni öldü bil
diyorsa onu doğmamış gibi kabul etmeniz yeterlidir.Ama ne saçma bir cümle bu
öyle değil mi?Beni öldü bil.Garip.Yani ben birini öldü bileceğim.Sonra da o
ölmüş olacak öyle mi?Yok öyle bir ütopya.Unutabilirsin.Ona lafım yok.Ancak beni
öldü bil ne abi?Sanki önümüzde kütük var testereyle kesiyoruz.Resmen buna
benziyor.Kütük bildiğin böyle ağacın gövdesi.Hayattan kopmuş zaten.Testereyle
kessen ne kesmesen ne.Hayattan koparmışlar onu.
Saçma sapan düşüncelerle kafamızı doldurmaya çalışanlara
gelsin.
Yazmak
insanlardan buz gibi soğudum,
işte yalnız sen varsın
Öyle halsizim ki hiç sorma
Anlarsın.
işte yalnız sen varsın
Öyle halsizim ki hiç sorma
Anlarsın.
Cahit Külebi
Yazmayalı uzun zaman oldu.Ne sen sormalısın yaşadıklarımı ne
de ben anlatmalıyım.Çünkü hiçbir kelime bulamıyorum ya da hislerim garipleşti
çoktandır.Bayağılaştı her şey.Biraz ben de bayağılaştım galiba.Belki de bu his
bile başkalaştı.Başkaları gibi..Şimdi ne sen aynısın ne de ben.Sen ya da ben ne
fark eder sadece kendimiz olabilseydik hislerimiz de böyle başkalaşıp
bayağılaşır mıydı?Uykumu kaçırmıştın bir gece.Güneş’in doğuşunu önemsiz kılmıştın.Belki
daha da anlamlı..Bilemiyorm.Artık hiçbir şeyi bilemiyorum.Yok artık eskiler
gibi gece cama taş atmalar ya da günün ilk ışıklarındaki o prenses uykusu
yok.Uyanmaz mı şu içimizdeki hisler?Ya da zaman durmaz mı güneşin doğuşuna
aldırmadan..Ya da gecenin karanlığına takılmadan..Belki de bir yıldızın
kaymasını bekliyordur uykusundan uyanmak için,bir dileğe daha geç kalmamak
için.Masallardaki pireyi deve yapmak için belki de son adım..Son yolculuk ve
son tren.Son yalnızlık..Ve o son hissiyat..Bir haykırış ve yok oluş..Ardından
yeniden var oluş..Gecenin karanlığına aldırmadan güneşin doğuşunu
yakalayabilmek..Kendine dönmek ve yitip gitmek..Ölmek veyahut yeniden
doğmak..Öenmli değil hiçbiri..Kulak ver şimdi diyeceklerime..Eğer
yaşıyorsan,kanın dolaşıyorsa vücudunda ve sen hissediyorsan
elini,kolunu,bacağını şimdi bir dilek tut..Hadi bir yıldız kaydır gökyüzünden
tam denizlere ufka doğru..Tekrar göğe yükselmesini bekleme dileğinin kabul
olması için..Sen var olduğun sürece dileğin kabul olacaktır karanlık bir gecede
ya da aydınlık bir günde..Ne olursa olsun yaşıyorsan sorun etme bir
şeyii..Yaşıyorsan önemli olan sensin.
Günaydın Yalnızlık
Hani bazen hiç uyumak istemezsin.O gün yaşadıkların seni
yormuştur,ama uyku gelmez hoş sen de gelsin istemezsin zaten.
Akşam olur,odana çekilirsin.Canın bir şeyler ister.Gidersin
mutfağa,canın ne istiyorsa yaparsın.O an için tost yapmak gelir içinden.İçine
ne varsa doldurursun,bolca.Tost makinesine attın mı çıkan o ses de bir his
uyandırır sende.Artık en ufak şeyden hislenir olmuşsundur çünkü.
Ordan tostun kokusu tüm eve yayılır,babana da yaparsın bir
tost.Sonra yersiniz güzelce,hoş bir sohbet eşliğinde.Tekrar odana çekilme vakti
gelir,sabaha kadar duracağın,dertlerini anlatacağın,unutulması gerekenleri
unutacağın yerdir orası.Duvarlar zaten tanıdık,o
masa;yazdığın,çizdiğin,dertlerini dillendirdiğin masadır.
Bilgisayar başına geçersin,arkadaşlarınla hoş bir sohbet
döner.Sonra hepsi birer birer geceye giderler.Gecenin karanlığı da onları çeker
zaten sen de yalnız kalmak istersin.
Asıl yaşanacaklar,bundan sonra başlar.Ne olacaksa bundan
sonra gerçekleşir.
Bir kahve yaparsın önce,suyunu da alırsın yanına.Geçersin
tekrar dostunun karşısına.O dinler,sen anlatırsın.Sonra nedensiz susarsın,o da
anlar sessizliğindeki kör çığlıkları.Çığlıkların görmez artık hiçbir şeyi,bir
şekilde onları da yalnızlaştırmışsındır.
Kahveni yudumlarsın,başlarsın bu sefer yazmaya.Bir bakarsın
ki,bir mesaj.Tam bir ay öncesinden,doğum günü mesajı.Sen bunu o gün görsen bu
kadar mutlu olmayacaksın belki,bir ay sonra bunu okumak ayrı bir tat verir;ama
biraz mahcup,biraz üzüntü.Gecikmeler hep mahcubiyet taşır,fakat bazen gülümseme
nedenidir aynı zamanda.
Kahvenden bir yudum daha alırsın,o an anlarsın ki bazen
insan uyanınca hatırlayacak çok şeyi olduğu için uyumaz,unutmak için uyumaz,ya
da yalnızlığını özlemiştir;kim bilir.
Yalnızlığa alıştığından bihaberdir,ama bunu sabah Güneş
doğduğunda anlayacaktır.
…
Biten kahvesinin ardından içilen su gibidir
yaşadıkları.Gerekli ama gereksiz,önemli ama önemsiz,yaşama bağlı ama
yalnız..Sonra düşünür “Kahveden sonra içilen suyun da hatırı kalıyor muydu
acaba?” diye.Ama ne kahvenin vardır hatrı ne de suyun.Yaşanılanlar
silinmiş,unutulanlar yitip gitmiş,yeni ümitler yola çıkmıştır bir kere.
Ümitleri bekleyen bir yolcu gibidir.Ümit gelse o yola
çıkacak,bu kadar yalnızlaştırmıştır kendini.Kimse konuşmasa onunla,onun da
kimseye söyleyecek sözü yoktur.Bundan dolayıdır herkesin ona isyanı.Ama kimse
böyle olmak istediğini bilmez,anlamaz ya da anlamak istemez.
Hepsi bundan ibarettir.
Günaydın yalnızlık.
Şimdi sen uyu,ben biraz daha buradayım.Aslına
bakarsan,sensizliğe de alışmalıyım.Hadi yalnızlık şimdi beni yalnız bırak..
Yolculuk-1
Bugün yeni bir başlangıç tüm geçmişe,tüm geleceğe,her şeye.
İnsan mutluluğunun tadını çıkarmalı,üzüntüsünden
tecrübelenmeli yeri geldiğinde.
-Susarak yaptığı her konuşmada bir aldanış gizliydi ya da
bir aldatış.Gülerek baktığı gözlerinde bir anlam gizliydi ki tüm anlamlar
kifayetsiz.Bir şarkı söylerdi konuşurken hep aynı tınıda.
+Susmuyordum,hep konuşuyordum aslında ben onunla.Hiç bir
zaman aldatmadım,aldanmasına izin vermedim.Ama o hep gözlerimdeki anlama
aldanmayı tercih etti,hiçbir zaman aldatmadı da.O şarkı sendin de farkında
değildin.
-Kafasının dikine gidişi son zamanlarda ikimizi de
yormuştu.Garip tavırlar,soğuklaşmalar,sarılmalar ama hissetmeden.
+Ben bildiğimi okumadım,hissettiğim gibi davrandım hep
sana.Seni üzmek en son isteyeceğim şeyken üzdüm en başta,yolun başlangıç
noktasında.Soğuk değildim ya da soğuktum ama hissediyordum.Hatta öyle ki
ellerim soğuğu tutuyordu,seni.
-Kafası karışık gibiydi,dalardı gözleri uzaklara taa ufuk
çizgisine,alabildiğince uzaklara.Güneş’in doğuna kadar izlerdi ordaki yok
oluşları sonra da var oluşları.Güneş’e kendini adamıştı.Sabahlara değin otururdu
karanlığın içinde,hapsolduğu düşüncelerinde.Bir görünüşü vardı ki sanırsın ki
donmuş bir insan her şeye
katı,duygusuz,duyusuz,hissiz,yontulmuş,korkutulmuş,öldürülmüş,ölmüş.
+Her şeyi biliyordum.Güneş’in doğudan doğduğunu da batıdan
battığını da.Hatta Güneş’in Dünya’yı aydınlattığını da biliyordum.Onun için her
şey olduğumu da.Beni böyle görmesi onu üzüyordu belki de,ama bana hiçbir zaman
hissettirmedi bana.Sabahlardım,her gece sabaha kadar çalışır(mış)dım.Yani öyle
görünürdüm ona,bir tek ona.Dışarıdan bakanlar bilirdi hiçbir şey
yapmadığımı.Sadece üzüldüğümü görürlerdi.O bana üzüldüğünü hissettirmese de
üzüyordum ben onu,fakat herkes görüyordu ne kadar üzdüğümü.Buna hakkım
olmadığımı beyan edenler oldu.Ben bilmiyordum sanki.Kimin kimi üzmeye hakkı vardı
ki.
-Beni hiçbir zaman üzmedi dersem yalan olur belki ama
üzmemeye çalıştı.Oysa ben ona üzüldüğümü hiç belli etmedim.Belli etsem ne
olacaktı ki?Yarınlara Güneş daha bir ışık saçarak mı doğacaktı yani?Olan tüm
kötülükler bitiverecekti,değil mi?
+Artık bitmeli,onu daha fazla üzemem.Onun Gün’eşi olamadım
ama Güneş’i olurum belki.
Gülmek Ağlayamadıklarına
Hayır dedim,şimdi değil.
Daha zamanı var.
Hani hiçbir sebep
yokken,sebeplenirsiniz her şeyden ve gidersiniz
bilinmezliklere..Yalnızlıklara..Yalnızlığı demlemek gerekir bazen bir çay gibi.Çökmesini beklemek gerekir onu yaşamak
için,içmek için.
Zaman...Birazcık
zaman dedi,kız önce.Sonra bekleyecek mi acaba dedi kendi kendine,bekleyebilir
mi bu kadar zaman?Sevmese yahut hiç güvenmese belki de bırakıp gidecekti..Ama
seviyordu,ama güveniyordu.Ama kaybediyordu yavaş yavaş.Zorlamalar kaybettirir
insanı dedi bir zaman sonra.Kalbin seni zorladığında,yüreğin duvarlarına
sığmayıp taştığında seni zorladığında kaybetmez misin sen de?Yaşamı,kendini,sevdiklerini,benliğini,özünü...Her
şeyin birer birer kayıp gitmez mi ellerinden?
Bir
gün..Belki de bir güne sığdırılmış hayatlar böyle yapıyordu insanı,dedi
sonra.Sokağın ortasında sağa mı sola mı
gideceğini bilemedi.Oradan buradan gelen bir melodiye kaptırdı kendini.Şarkıda
diyordu ki "Bir gün dönüp bakınca düşler içmiş olursa yudum yudum
yudum yılları."
Düşündü,sustu,dudakları kurudu,gözleri nemlendi.Neden sonra
güldü ki?
Yoksa düşleri tüm yıllarını alıp götürmüş müydü?
Kim bilir...
İşte hiçbir sebep yokken kaybolmuştu yine bir sokak
ortasında.
Düşünmüştü.
Susmuştu.
Dudakları kurumuştu.
Gözleri nemlenmişti.
Gülmüştü.
Gülen insanların kadersizliği onu da vurmuştu.Güldü
ağlayamadıklarına..
Sormayın
Ne siz sorun ne de ben söyleyeyim.En iyisi mi sormayın işler nasıl gidiyor diye.
İşler kayyumda..
***
Ne desem ne söylesem anlamayacaksınız.Siz sormaya devam edeceksiniz.Ben içimden gittiğim iş grevini,protestoları,propagandaları geçireceğim.Siz sessiz kalacaksınız,anlamayacaksınız,dudak bükeceksiniz yaşadığım şeylere.
***
Hoşgeldin diyeceğim bir kez daha,hoşgeldin..Gitme diyeceğim ama sen yine gideceksin.İşsizliği bana bırakacaksın sonra işlerimin kayyumda oluşu seni rahatsız etmemeye başlayacak ve elime iş'sizliği tutuşturacaksın.Bir bakacaksın ki artık yol yolsuz.Sağa da gitsen sola da gitsen hep aynı yerdesin.İşsizlikle başbaşa..
***
Sormaya kalkmayın hiçbir şeyi.Sorsanız da söyleyemeyecek kadar içime hapsettim aslında.Sorsanız da cevap verecek gücü bulamayacağım,çünkü o gücü yaralarımı kapatmak için harcadım.Gittiğim tüm grevler,yaptığım protesto ve propagandalar hiçbir işe yaramadı.Hep işimi sevmediğimle ve de güvensizlikle suçlandım.Artık suçlanmak istemiyorum.Eğer şüpheniz varsa bir dakika bil düşünmeyin,beni işten çıkartın.
Hiç sormam neden diye.
Siz de sormayın niye böylesin diye.
Sormayın.
Zaten işler kayyumda...
İşler kayyumda..
***
Ne desem ne söylesem anlamayacaksınız.Siz sormaya devam edeceksiniz.Ben içimden gittiğim iş grevini,protestoları,propagandaları geçireceğim.Siz sessiz kalacaksınız,anlamayacaksınız,dudak bükeceksiniz yaşadığım şeylere.
***
Hoşgeldin diyeceğim bir kez daha,hoşgeldin..Gitme diyeceğim ama sen yine gideceksin.İşsizliği bana bırakacaksın sonra işlerimin kayyumda oluşu seni rahatsız etmemeye başlayacak ve elime iş'sizliği tutuşturacaksın.Bir bakacaksın ki artık yol yolsuz.Sağa da gitsen sola da gitsen hep aynı yerdesin.İşsizlikle başbaşa..
***
Sormaya kalkmayın hiçbir şeyi.Sorsanız da söyleyemeyecek kadar içime hapsettim aslında.Sorsanız da cevap verecek gücü bulamayacağım,çünkü o gücü yaralarımı kapatmak için harcadım.Gittiğim tüm grevler,yaptığım protesto ve propagandalar hiçbir işe yaramadı.Hep işimi sevmediğimle ve de güvensizlikle suçlandım.Artık suçlanmak istemiyorum.Eğer şüpheniz varsa bir dakika bil düşünmeyin,beni işten çıkartın.
Hiç sormam neden diye.
Siz de sormayın niye böylesin diye.
Sormayın.
Zaten işler kayyumda...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)