2 Kasım 2014 Pazar

Anason Kokan Sofralar

                                                                                         Beni en iyi siz bilirsiniz kadim dostlarım. 
***
     Şimdi uzaklardasın'dan başlar, huysuz ve tatlı kadınların yüreğine dokunurum. Sevgililerin, adamların, hatunların, sevdaların, kavuşmaların, hasretlerin, özlemlerin tadı damağımda. Biliyorum bensiz yapamazsınız. Bir kadına ne de yakışır rakı. Kimi zaman sek, kimi zaman suya karışarak.. Kimi zaman da gözyaşına damlayarak... İçerler kana kana en tatsız hüzünleri benimle birlikte. Rakı sever misiniz bayım siz de? Eğer hüznünüz boğazınıza yapışmışsa, dönülmez akşamın ufkuna bir de siz nağme eklersiniz bayım. Bazı gecelerde anason kokan şarkılara eşlik etmek ister insan. Kimisinin yüreğine dokunur bu şarkılar, kimisinin tenine. Kimisinin gözyaşına yoldaş, kimisinin acılardan yozlaşan kahkahasına arkadaş.. Şarkılar hep bizi mi söyler bayım? Hep bizi söylemese bile, unutmak için sevmeyiz elbet. Ah der yürek, ah bu şarkıların gözü kör olsun. Kaldırır kadehini sevdiği adama, sevdiği kadına anason kokan şarkılar eşliğinde. Anason kokusu sinmiş gözler, dudaklar, bakışlar beni bilir. Her anlarına tanık oldum. En hüzünlü ağlayışlarına da en dolu dolu kahkahalarına da.. Ama en çok ölen yürekler gördüm bayım. Ne ölümler varmış, ne tükenişler, ne bitişler... Bitmez dediklerimiz bir gün gelip bitiyormuş. Papatya kokusunu sevdiren adamların ağzına kadehler dolusu doluyormuş rakı ve papatyam dediği kadınlar bir bir soluyormuş. Bir gün geliyormuş ve bu kentte tek bir papatya kalmıyormuş. Gün geliyormuş tüm acıları unutmuyorlar ama alışıyorlarmış. Evet bayım, papatyalarda rakı kokusunda tüm acılarına alışabiliyormuş. Ne kadınlar ne adamlar tanıdım. Ağladıkça gözlerinden anason kokusu sinmiş yaşlar akıtıyorlardı. Ben de ağladım bayım onlarla. Ben de öğrendim, ben de sevdim, ben de yittim, bittim, tükendim ve gün geldi alıştım bayım. Ve de ağladım. Ben de her insan gibi yaptım bunu. 
***
Bana kim olduğumu soracaksınız diye korkuyorum. Ama her insan korkularının üstüne gidermiş, bunu da öğrendim. Siz sormadan kendimi tanıtacağım. İlk başta demiştim ya beni en iyi siz bilirsiniz diye. Aslında sizi en iyi bilen benim. Elbet bir gün buluşacağız kadim dostlarım.. Bir rakı sofrasında, bir dost muhabbetinin tam ortasında, bir hatunla bir adamın hüznünde, aşkında, ağlamasında, mutluluğunda, hüznünde, ayrılığında buluşacağız. Bir kadeh daha kaldıralım mı yaşanmış olanlara, yaşanacaklara? Ha bir de yaşanmamış olanlar var değil mi? Hadi bir de onlara kaldıralım bir kadeh, benim eşliğimde. Elbet bir gün buluşacağız kadim dostlarım. Bir rakı sofrasında...
Anason kokan şarkılar eşliğinde...
Rakı sofrasındaki mezeyim... İşte en iyi ben bilirim sizi... 
Anason kokan gözyaşlarınıza dokunmak dileğiyle...

20 Nisan 2014 Pazar

Doktor Bey

İlk defa bu kadar yitik,ilk defa bu kadar kayıbım bu gece. Gidilmiş yollara,bitirilmiş yaşamlara,güzel bakan iki çift göze bakarken buluyorum hep kendimi. Tepetaklak olmanın tam anlamını bulmak,yitirilmek,kaybolmak,özlemek,hasretlenmek,ama en çok da kırılmak. Ta saç uçlarına kadar kırılmak...
***
Düşünmek,gereğinden fazla düşünmek,yersiz mide ağrıları,zamansız kalp sancıları ve baş dönmeleriyle geçen gecelere bırakıyor kendini artık. Ne yapsam çare olmuyor. Duyduğum özlemi dile getirecek hiçbir söz,hiçbir kelime,hiçbir cümle yok sanırım. Anlatacak olsam tam boğazıma bir düğüm vuruluyor,konuşamıyorum. İçime ağlayışlarım da arttı bu ara. Güçsüzlükten değil ama dayanamamaktan ağlamaktır içe ağlamak. Ne tuhaftır değil mi insanın ağlamaktan utanması. Utandırıyorlar doktor bey,ağlamanın güçsüzlük olduğunu söylüyorlar. Ama yanılıyorlar.
***
Zamanın birinde yine böyle bir gecede kaybetmiştim gülüşümü. Ama içime ağlayışlarım bu kadar fazla değildi ve özlemim saç uçlarımı kıracak kadar güçlü değildi. Keşke dediğim zamanlar oldu,acabalarım oldu. Hepsi ama hepsi benimdi ve hep gurur duydum onlarla. Pişmanlık duymadım,sevdim onları. Kimi zaman rafa kaldırmasını,kimi zaman raftan indirip hasret gidermeyi de iyi bildim. Ama şimdi ne onlar yardım edebiliyor bana ne ben kendime meydan okuyabiliyorum. Farkında değil misin doktor bey,ölüyorum.
Ölüyorum.


29 Mart 2014 Cumartesi

Esen Kalınız

İçimdekileri dillendiremediğim zamanın birindeyim yine. Hiçsizleştiğim,hiçbir şeyleştiğim ve hissizleştiğim anlar...
***
Çok ağlamak güçsüz olduğunu mu anlatır yoksa karşındakinin değerini mi gösterir hep bunu düşündüm durdum senelerce. Son günlerde öyle çok düşünür oldum ki artık bir kanıya varma vaktim gelmişti. Hep çok güçlü biri olmaya çalıştım. Oldum da... Beni bilen bilir güçsüzlükten değil,karşımdakinin değerinden ağlarım ben. Karşımdakine verdiğim değere ağlarım belki de kim bilir... Çünkü ne zaman çok değer verdiysem karşılığını göremedim. Bu yüzden verdiğim değer karşısında alacağım tek şey gözyaşım oldu. Ne zaman değerlerimi düşünsem gözüm dolar. Değersizleştiğim,hiçsizleştiğim zamanlar gelir aklıma. Yok olurum,yiter giderim de kimse bilmez uzaklarda olduğumu. Şimdi de çok uzaklardayım. Herkesten,her şeyden çok ama çok uzakta. Çok istediği bir oyuncağa ulaşmış,ulaştığı an oyuncaktan uzaklaşmış bir çocuğun onu değersiz kıldığı tüm hisleri üzerimde hissediyorum şimdi. Buna ne derseniz deyin. İsterseniz karanlık deyin,isterseniz aydınlık deyin. Ben ikisinin tam ortasında sıkışmış kalmış bir gölgeyim. Işığıma engel oluyorsunuz,eşyaları üzerime kapatıyorsunuz. Kilitli kaldım. Çıkartın beni buradan. Ne desem boş. Sesimi duyamayacak kadar sağırsınız oysa ki... İşte bundandır artık içime ağlayışlarım. Beni değersiz gördüğünüz,hiçsizleştirdiğiniz her an içime ağlıyorum. Gözyaşlarımı göremeyecek kadar körsünüz artık. Hem sağır,hem kör yaşamak ne kadar da zordur;ah bilirim.
***
Teşekkürler herkese. İçime ağlayışlarım belki bir gün aydınlığınız,belki bir gün çığlıklarınız olur...
Esen kalınız...