20 Nisan 2014 Pazar

Doktor Bey

İlk defa bu kadar yitik,ilk defa bu kadar kayıbım bu gece. Gidilmiş yollara,bitirilmiş yaşamlara,güzel bakan iki çift göze bakarken buluyorum hep kendimi. Tepetaklak olmanın tam anlamını bulmak,yitirilmek,kaybolmak,özlemek,hasretlenmek,ama en çok da kırılmak. Ta saç uçlarına kadar kırılmak...
***
Düşünmek,gereğinden fazla düşünmek,yersiz mide ağrıları,zamansız kalp sancıları ve baş dönmeleriyle geçen gecelere bırakıyor kendini artık. Ne yapsam çare olmuyor. Duyduğum özlemi dile getirecek hiçbir söz,hiçbir kelime,hiçbir cümle yok sanırım. Anlatacak olsam tam boğazıma bir düğüm vuruluyor,konuşamıyorum. İçime ağlayışlarım da arttı bu ara. Güçsüzlükten değil ama dayanamamaktan ağlamaktır içe ağlamak. Ne tuhaftır değil mi insanın ağlamaktan utanması. Utandırıyorlar doktor bey,ağlamanın güçsüzlük olduğunu söylüyorlar. Ama yanılıyorlar.
***
Zamanın birinde yine böyle bir gecede kaybetmiştim gülüşümü. Ama içime ağlayışlarım bu kadar fazla değildi ve özlemim saç uçlarımı kıracak kadar güçlü değildi. Keşke dediğim zamanlar oldu,acabalarım oldu. Hepsi ama hepsi benimdi ve hep gurur duydum onlarla. Pişmanlık duymadım,sevdim onları. Kimi zaman rafa kaldırmasını,kimi zaman raftan indirip hasret gidermeyi de iyi bildim. Ama şimdi ne onlar yardım edebiliyor bana ne ben kendime meydan okuyabiliyorum. Farkında değil misin doktor bey,ölüyorum.
Ölüyorum.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder